17 Temmuz 2010 Cumartesi

Bütün kocaları kapının önüne koymalı!

Düğün dernek zamanları. Bu sene herkesin evleneceği tuttu. Herkes evlenmiş işte bir şey olsa söylerdik. Kendi burnunun dikine giden var ben de. Beni dinlemez, başkalarına daha kibar davranır. Bana gelince öküz. Bütün kocaları kapının önüne koymalı. Bir kalsınlar soğukta ayazda da görsünler günlerini.

5 Haziran 2010 Cumartesi

kadın!?

Kadınım
Kadınsın
Kadın
Kadınız...Tecavüze uğradık!

Bu ülkede herşey olabilir biliyorum da bir şehirde toplu tecavüz vakası bana hala ağır geliyor. Dile kolay Siirt, 2 kız ve onlarca kocaman adam. Tıkla

8 Ağustos 2008 Cuma

Spark ve ben

Dünya henüz buna hazır değil!
Peki.

22 Temmuz 2008 Salı

Kabus

Başım ağrıyor… Neden niye ya da niçin diye sormayın. Kalbim sıkışıyor. Artık bazı şeylerde insan son noktasını geçince katlanamaz ve katlanılamaz oluyor. Köprü trafiği b.k gibi. Yine mi ya da niye ben allaam gibi soruları sormanın bir anlamı olmuyor. Üniversitede öğrenciyken Merter tarafında çıldırtan deresi ya da ismi böyle bir şey olan ya da ismi böyle olmasa bile insanı bu noktaya getiren dere taşmıştı. Yağmur yağmıştı. Aslında deli gibi yağmur yağmıştı. Şehrin içinde şehrin içindeki evimize gidemedik. Sonra bu durumu çözmek için haliç köprüsüne ek yaptılar. Acılı günlerdi. Sonra yan yollar yapıldı. Sonra metrobüs yapıldı. Zaten her tatil zamanı 1. ya da 2. köprü tadilatı her daim devam eden bir süreç. Hayır anlamadığım şu birileri oturup ya ne yapsak da rahatsız etsek insanları diye mi düşünüyor. Yok tamam kabul ediyorum doğudaki kızkardeşlerim gibi tecavüze uğramıyorum evimin içinde ya da sokağı 5 ayda bir görmüyorum ya da töre diye öldürülmüyorum ya da babam yaşındaki adamlarla çocuk yaşta da evlendirilmedim ya da istemediğim kimseyle sevişmedim ya da okula gönderilmeme gibi bir durumum olmadı ya da…
Kalbim hepsine birden sıkışıyor. Kalp kalp değil artık sanki bende ki . delik deşik yamalı bir şey.

20 Temmuz 2008 Pazar

Aşk Hormon Dengesi - Film Sahneleri 1

Daha önceki post içerisinde hormon-aşk dengesi üzerine söylediklerimi The Village filminde Jaquin Phonex'in oynadığı Lucas karakterine Ivy'nin (Bryce Dallas Howard) ablasının ilanı aşk ettiği sahne. Netekim Abla filmin ortalarında başka biri ile evlendi :)

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Aşk değilmiş aslinda o ya..

Hani 20li yaslarımızın başinda hep aşık olurduk. Yani sizi bilmem de ben olurdum. Hani böyle görünce kalbim pır pır atardı. Hep yanında olmak isterdim. Hatta bazen "ya ben senden hoşlanıyorum" "seni seviyorum" gibi cümleler kurardım. Sonra olmazsa, o da beni sevmezse başka birine aşık olurdum. Hııımmmm deyip iç geçirip "ne güzel saçları var değil miiii" derdim.

Şimdi ne oldu böyle uçan kaçan her yakışıklıya aşık olan bana? Gayet evliyim hem de bayaaa uzun bir zamandır. Yok 20 yıl değil canım, ancak günümüzde çiftler 3-5 ayda boşandıkları için bizimki uzzuuuuuun sayılır. Ben kocayı da seviyorum hanidir hala. Mutluyum da diyebilirim. Hatta kocamla sevişmeyi de gayet seviyorum ;) Hala istiyorum.

Şimdi yukarıda yazan iki paragraf birbiri ile çelişki oluşturmuyor mu sizce de? Yok yok ben düşündüm bu konuda, kafa yordum bu saçma konuya desem daha doğru olur. Vardığım sonuç da şu oldu:

Ben öyle uçana kaçana aşık olmuyor muşum. O zaman hissetiklerim aşk değilmiş. Hormonlarımmış. Benim aşk zannettiğim şey aslında karşımdakine dokunma, sokulma hatta mümkünse sevişme hissiymiş. Biz o zaman bu duygulara aşk diyorduk.

Şimdiki yeni yetmeler buna aşk demiyor zaten, yakınlaşma falan diyorlar.

Di mi?

20 Mayıs 2008 Salı

Mercury Fur

Geçen akşam Mısır Apartmanı'nda Kürklü Merkür performansını izlemeye gittim. 30 kişilik bir salon, pahalı biletler, sandalyeler sahnenin dibinde… Gürültülü bir müzik ve bağrışmalar ile başlayan bir oyun. Tam iki saat sürdü. Gözlerimi sahneden alamadım. Gayet küfürlü, insanı tahrik eden, rahatsız eden, üzen, güldüren, gözlerini dolduran, tekrar izleme isteği uyandıran, oyuncuların performanslarına hayran bırakan… İnanılmaz bir oyun. Oyun süresince öyle bir adrenalin patlaması yaşadım ki...Oyun bittiğinde damarlarımdan adrenalin fışkırıyordu. Ve o anda neden klasik salon tiyatrosunda artık sıkılmaya başladığımı anladım. Ben artık farklı bir şey istiyormuşum. Dot'un oyunları kaçmaz diye hayat defterime not düşüp sevgilimle önce istiklalin sonra da evin yolunu tuttuk.

Yazarı ayrıca rahatsız bir adam "Philip Ridley". Barbaric beauty olarak adlandırılan bir stili var derlermiş onun için. Kendisi aşağıdakileri yumurtlamış kendi için:

"I'm creating rituals to make sense of a world that scares the shit out of me."

"I open the window and demons fly in."


Gayet arızalı bir yazardan arızalı bir oyun, yönetmen ve oyuncular için de farklı hislerim yok açıkcası...

mercury fur / kürklü merkür
"fütürist bir masal"

“oyun” telaşlı bir hazırlıkla başlar...

kaos sonrası...

iki kardeş... bir grup genç...

kelebek (!) ticareti yapar ve “yukardakilerin” tuhaf fantazilerini gerçekleştirdikleri partiler düzenlerler...
anıları olan büyük kardeşin dünyanın kaosa teslim olmadan öncesine dair öyküleri vardır...
masum küçük kardeş ise hiçbir şey hatırlayamaz...
öykülerini arayan yedi genç adam ve bir kadın bu yeni dünyada hayatta kalmaya çalışmaktadır...
küçük bir çıkış yolu keşfederler...
ve “parti zamanı”...

"çıkmaz sokağa doğru gidiyorum. bir at. hayır, zebra bu. nasıl gelmiş buraya? küçük çocuklar kovalaya kovalaya köşeye sıkıştırıp bıçaklıyorlar hayvanı. şişeleri kırıp üzerine benzin döküyor bazıları ve kibriti çaktıkları gibi zebra yanmaya başlıyor. çıkmaz sokağa doğru koşturuyor delice. her yeri alev almış. ben diğer tarafa koşuyorum. o kadar acıyo ki bacağım, kanıyıp duruyor. bir sokak görüyorum. geçiyorum. sonra bi tane daha. geçiyorum. ve bir ara yol. zar zor ayakta duruyor, sendeliyorum. her şey puslu, dönüyor. kusacak gibi hissediyorum. her tarafım çiziliyor, kanıyor. dallar. yapraklar. bahçenin birine yığılmışım. çiçeklerin kokusunu duyabiliyorum."

künye

philip ridley
mercury fur / kürklü merkür

yöneten: murat daltaban

oynayanlar:

serkan altunorak,
rıza kocaoğlu,
tuğrul tülek,
enis arıkan,
engin altan düzyatan,
veda yurtsever ipek,
cemil büyükdöğerli,
cem özeren

çeviren: cem kurtuluş
dekor tasarımı: yeşim bakırküre
kostüm tasarımı: hatice gökçe
ses tasarımı: ömer sarıgedik
led tasarımı: engin özsoy, doğan ayger
yardımcı yönetmen ve dramaturg: serkan salihoğlu
asistanlar: serdar saatman, deniz alan, pınar töre, ayşegül beyazdağ
tanıtım fotoğrafları: aylin alıveren